Gerçek bir fakîhin, “fakîhun bi’l-ibâre” değil, “fakîhun bi’n-nefs” olması gerektiğini sık sık vurgulardı. Yani mesele sadece ibareyi çözmek değil metnin ihtiva ettiği manaları zihinde tam olarak idrak etmekti. Ona göre gerçek fakîh; fıkıh melekesine sahip, usûlden furûa inebilen ve furûdan da küllî kaideleri çıkarabilecek yetkinlikte biri olmalıydı.
Bu yazının tamamını okumak için abone olmanız gerekmektedir.
Tüm yazılara erişmek için abonelik paketlerimizi inceleyebilirsiniz.
Abone Ol
YORUMLAR
İlk yorumu yapan siz olun!