Îmanı kuvvetli bir müslüman, hem lisanen hem bedenen hem de hâlen şükretmekle, hamd etmekle mükelleftir. Lisanla olanı dâimâ “Elhamdülillah” diyerek Hak -celle ve alâ- hazretlerine şükretmektir. Bedenî hamd ve şükür ise, Allah’ın rızâsını umarak, bütün azalarımızı O’nun emrettiği şekilde hüsn-i istimal etmektir. Meselâ dil, güzel söylemek, muhatabın gönlüne sürûr vermek, Kur’ân-ı Kerîm okumak, icâbettiğinde nasihat etmek için yaratılmıştır. Bunun aksine olarak, gıybet etmek, lâf taşımak, bağırmak, çağırmak, kalb kırmak, kötü sözler söylemek gibi hoşnutsuzluklar için yaratılmamıştır. Hâlî hamd ve şükür ise gönlümüzü, Rabbimiz zülcelâl velkemal hazretlerine tam bağlayıp, ahlâk-i ilâhiye ile ahlâklanmaya sa’y ü gayret etmektir.
Allah Teâlâ Hazretleri bazı kullarının kalplerine, kendisine karşı derin bir sevgi verir. Gönüllerini aşkı ile zevklendirir ve kemâle erdirir. Bu sınıfta olanlar dâimî olarak Hakkı müşâhede ettikleri için hakîkati tamamen anlamışlardır. Bunlardan şımarma, büyüklenme, herkesi hor görme gibi kötü huylar alınmış, bunlar güzel ahlâk, tevâzû, şefkat, sabır, şükür hâlleri ile tezyin edilmişler ve her hareketlerinde kendilerine ihlâs bahşedilerek zirveye yükseltilmişlerdir. Kötülük edemezler, işleri h ep hayır üzerinedir. Hep arzuları Cenâb-ı Hakk’ın rızâsıdır. Bunlara “Ârif-i Billah” ismi verilir. Halkın arasında güneş misalidirler. Herkesle geçimlidirler. Dâimâ Cenab-ı Hakk’ı anarlar, darda kalanların mânen maddeten yardımına koşarlar. Kur’ân-ı Kerîm okumayı, duâ, istiğfar, salavât-ı şerîfe getirmeyi ihmal etmezler. Hülâsa Cenâb-ı Hakk'ın emirlerine tâzimli, mahlûkâtına da şefkatlidirler.
❃
Abdülkâdir Geylânî -kuddise sirruh- hazretlerinin şükür hakkındaki sözleri:
– Gelen nîmetler için şükür yolunu tutmak gerektir. Şükür de üç şekilde olur. Lisan ile, kalb ile ve bütün duygularla. Lisan ile şükür, bütün nîmetlerin, Cenab-ı Allah’ın olduğunu îtiraf etmektir. Birçok vasıta ile sana yapılan iyilikleri Allah tarafından bilmek lâzım, her şeyi veren, yaratan, yapan, getiren O’dur. Şükür herkesten ziyâde O’na lâyıktır. Sana hediye getirene mi bakmak lâzım, yoksa asıl hediyeyi gönderene mi? Yani Allah Teâlâ Hazretlerine şükür ve saygılarımızı takdim etmek gerektir. Dışa bağlanıp işin hakîkatından gâfil olmak bir cahillik sayılır. Kalb ile şükür bu bir îtikat hâlidir. Buna inanmalı ve sağlam bir mânevî bağ ile sarılmalıdır. İyi bilmelidir ki içinde dışında ve durup yürümekte ne gibi iyilik varsa hepsi Cenab-ı Hakk'ın bir lütfudur. Allah Teâlâ, Dâvud -aleyhisselam-’a şöyle vahyetti:
– Nîmetlerime şükret!
Davud -aleyhisselam- şöyle dedi:
– İlâhî! Nimete şükredebilmek, en büyük nîmettir. Tam mânâsıyla şükretmek benim için nasıl mümkün olur? Bunun üzerine Allah Teâlâ şöyle buyurdu:
– Bunu anlar isen, kulların en çok şükredeni olursun.
*
Allah Teâlâ Hazretleri buyurur:
“Şükreden kullarım azdır.” (Sebe Sûresi / 13) Bu âyeti bazı büyük zâtlar şöyle tefsir ediyorlar:
– Şükretme nîmetlerini bilenler azdır.
Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz,
Hazret-i Ali kerremellahü vecheh’e hitâben:
– Yâ Ali! Hiçbir Müslümana lânet etme. Hatta hiçbir canlıya lânet etme ki, lânet sana dönmesin. Allah Teâlâ’nın nîmetlerine şükreden, belâlarına sabreden ve günahlarına istiğfar eden kimse, istediği kapıdan cennete girer. Allah Teâlâ Hazretleri buyurur:
– Yediğinin şükrünü eda eden, sabırla oruç tutan gibidir.
Rabbimiz Teâlâ Hazretleri, şefî’ül-müznibîn Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ve seçilmiş has kulları hürmetine îmanımızı, îkânımızı, ihlâsımızı kendisine ve sevdiklerine karşı aşkımızı, şevkimizi takviye etsin! Dünyevî uhrevî saâdetler versin, cehennem azabından korusun! (Altınoluk Sohbetleri-1- s.254 / Sâdık Dânâ, Erkam Yayınları)
YORUMLAR