Kalbin Yumuşması Çok Zikirledir

Kalbin Yumuşması Çok Zikirledir

İnsan bedeni, türâbîdir, toprağa mensuptur. Yemek içmek, uyumak ve şehvet gibi işler îtibariyle hayvânîdir. Ama rûh îtibariyle de nûrânîdir, Allah’a mensuptur. İnsanda bedenin işleri galip olursa, insan Allah’tan uzaklaşır. Rûh zayıflar, kalb kararır. Fakat insanda rûhun arzuları galip olursa, o insan Allah’a yaklaşır, kalbi de nûrlanır, bedeni de nûrlanır.

Bunun için kalbi temizlemek ve nûrlandırmak lâzımdır. Kalb temizlenmedikçe nûrlanamaz ve bu halde insan asla kalbî hastalıklardan kurtulamaz.

Bir ağacın kökünde çürüklük varsa, onun alâmeti dallarında, yapraklarında belli olur, meyvesinde görünür. Kalpte de hastalık, çürüklük olursa bedenin her uzvunda ve her işinde onun eseri ve zararı görülür. Onu tedâvi etmek lâzımdır.

Kalbin tedâvisi, rûhun mensup olduğu Allah zikriyle yapılır. Kalbin marazı zikrullah ile temizlenir. Ra’d Sûresi’nde Cenâb-ı Hak buyurur ki:

“De ki: Allah dilediği kimseyi saptırır ve Allah kalbi ile gönülden dönüp bağlanan kimseyi hidayete erdirir. Kalbleri ile Allah’a yönelenler de, Allah’ın zikri ile kalbleri huzûra ve sürûra kavuşarak îmân edenlerdir. Hakîkaten bilesiniz ki, Kalbler ancak Allah’ı zikretmekle doyar, yatışır ve huzûra erer.”[1]

Her hastalık az ilaçla tedâvi olmadığı gibi, kalp hastalığı da az zikirle tedâvi olmaz.

Kur’ân-ı Kerîm’de, her yerde Allah’ı çok zikretmek emrolunmuştur? Fakat adet bildirilmemiştir. Çok zaman, çok kere, gece-gündüz, sabah-akşam gibi sık sık zikretmekten bahsolunmuştur.

Kâide îcabı, adet bildirilmezse, o emir kemâline masruf olur. Binaenaleyh, çok zikir, kalbin tedâvisini temin edecek kadar çok olmalı ve daha az olmamalıdır. Zîra az zikir kalbi yumuşatamaz, onun için âyet-i kerîmede çok zikir emrolunur.

“Ey Mü’minler! Allah’ı çok zikredin, sabah akşam devamlı zikredin.”[2] buyrulmuştur. Kezâ:

“Allâh’ı çok zikredin ki saâdete eresiniz.”[3] buyrulmuştur. Ve kezâ:

“Rabbını çok zikret ve sabah akşam O’nu tesbih et.”[4] gibi pek çok âyetlerde bu emir tekrar edilmiştir. Çünkü kalbin yumuşaması ve sadrın şerhi ancak çok zikirle mümkün olur.

***

Bâbıâlî’de Gümüşhanevî dergâhı vardı. Orada 40 gün Erbaîn yapılırdı. Erbaîn gecelerinde 124 bin zikir yapılır. Fatiha-i Şerîfe’nin 7 âyetinde 124 harf vardır ve her harfine bin zikir yapılırdı, böylece 124 bin zikir yapılmış olurdu. Duâsı da tam berat gecesi yapılacak şekilde erbaîn 14 Şaban günü biterdi. Sabah biraz ekmek, akşam biraz tuzsuz çorba verilirdi.

Sohbetlerde birisi yan tarafına biraz yaslandığı zaman hemen مَنْ لَيْسَ لَهُ اَدَبٌ فَهُوَ مَطْرُودٌ “Kiminki edebi yoktur o kovulur.” denirdi ve herkes derhal toparlanırdı.

Edeb bu yolun en mühim esasıdır. Bu yolda edeble yürünür, edebi olmayan kimse “mânen” kovulur.

Disiplin çok mühimdir. Dersler edeble yapılacak, gece teheccüd kılınacak, dersler seherde olacak ve ateş tam yanacak. Çünkü yemek tencerede hafif ateşle pişer mi? İçinde et var, sebze var. Sebze çabuk pişer amma, et çiğ kalır ve yemek iyi pişmezse yenilmez.

İşte bütün bu hastalıklardan kalbin tedâvisi, nefsin mertebeler kazanması için çok ve devamlı zikir yapmalı.

Zikri zamanında ve edeble yapmalı, hiç ihmal etmemeli. Çünkü bu yolda ihmal asla affedilmez ve bir fayda vermez. (M. Sâmi Ramazanoğlu, Bayram Sohbetleri, S. 64)

 

[1]. Ra’d Sûresi / 27-28

[2]. Ahzâb Sûresi / 41

[3]. Cuma Sûresi / 10

[4]. Âl-i İmrân Sûresi / 41