وَاِذَا ق۪يلَ لَهُ اتَّقِ اللّٰهَ اَخَذَتْهُ الْعِزَّةُ بِالْاِثْمِ فَحَسْبُهُ جَهَنَّمُ وَلَبِئْسَ الْمِهَادُ
“Ona: ‘Allah’tan kork!’ denildiği zaman onu bir kibir tutar, daha fazla günâh işlemeye çabalar. İşte ona ancak cehennem yetişir. Orası ne kötü yatakdır.” (Bakara Suresi, 206)
İbn-i Mes’ûd -radıyallahu anh- demiştir ki: Allah -celle celâlüh- nezdinde günahların en büyüğü, kula “Allah’tan kork!” denilip de onun “sen, kendine bak” demesidir.
Hazret-i Ömer -radıyallahu anh-’e: “Allah’tan kork,” denildiğinde, Allah’a boyun eğerek, yanağını yere koymuştur.
“İnsanlardan öyle kimseler vardır ki, Allah’ın rızâsını kazanmak uğrunda kendisini satın alır. Allah bu kullarına çok merhametlidir” (Bakara Suresi, 207) mealindeki âyet-i celîlenin Suheyb-i Rûmî -radıyallahu anh- hakkında nâzil olduğu rivâyet olunur.
Suheyb bin Sinan er-Rûmî -radıyallahu anh- Rasûlullah’ın arkasından hicret etmek üzere Medine’ye müteveccihen Mekke’den yola çıkmıştı. Yüz yaşlarında idi. Kureyş müşriklerinden bir fırka onu takib ettiler. Beraberindeki Müslümanları öldürdüler. Beraberinde bir miktar okları bulunup gayet keskin nişancı idi. Onlara dedi ki: “Ey Kureyş cemâati! Biliyorsunuz ki, ben sizden kimseye bir tecâvüzde bulunmadım. Fakat bulunacak olsam vallahi şu elimdeki oku adamın kalbine oturturum. Ve elimdeki oklarım bitinceye kadar bana yaklaşamazsınız. Oklarım bitdikten sonra ise geri kalanınızı şu kılıncımla temizlerim. Bana ondan sonra bir şey yapabilirsiniz. Gِrüyorsunuz ben bir ihtiyar adamım. Aranızda bulunmaklığım sizin işinize yaramaz ki! Benim Mekke’deki evimde bir miktar malım vardır. Gidin onu alın ve onun mukabilinde bana yol verin ve benim ebediyyen Müslüman olduğumu da bilin” dedi.
Suheyb’e yol verdiler. Medîne-i Münevvere’ye vâsıl oldu. Vardığında onu ilk karşılayan Ebû Bekir es-Sıddîk -radıyallahu anh- oldu. Kendisine: "Satışın kârlı çıkdı yâ Suheyb, mübârek olsun” dedikde Suheyb: “Hangi satış yâ Ebâ Bekir?” diye sordu. Ebû Bekir -radıyallahu anh- Allah Teâlâ’nın Suheyb hakkında inzâl buyurduğu âyet-i celîleyi haber verdi. Suheyb çok mesrûr oldu.
Durum böyle olunca âyette geçen يَشْر۪ى kelimesi يَشْتَر۪ى “satın alma” mânâsında kullanılmıştır. Zirâ durum satın alma şeklinde cereyân etmektedir. Çünkü Suheyb er-Rûmî malını vererek, canını müşriklerden satın alıp kurtarmıştır.
Şunu iyi bil ki, mü’minler canlarını kendi istekleriyle satarlar, mü’minin nefsinin değeri de cennettir. Velî kullar (evliyaullah)’a gelince onlar da nefislerini kendi istekleriyle satarlar, ancak bunların nefislerinin değeri Allah Teâlâ’nın rızâsıdır. Bunlarla öncekiler arasında birçok farklar vardır.
O halde, Allah yoluna sülûk eden kişiye gerekli olan beşeriyet vatanından çıkmak, akranların diyarından uzak kalmaktır ki, böylece hakîki mücâhid ve manevî şehid olabilsin.
Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurmuştur ki:
“Gariblere müjdeler olsun” ve yine bir hadîs-i şerifinde:
“Kim garib olarak ölürse, şehid olarak ölmüş olur” buyurmuştur. Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- gariblikle, halktan kesilip, Hâlık’a yönelmeye işâret etmektedir ki, bu da âdet ve arzularda halkın çoğunluğuna muhalefetle olur.
Yine hadîs-i şerifinde:
– “Taharete devam et ki, rızkın artsın” buyurmuştur. Zahirî tahâret, maddî rızkın genişlemesine sebep olduğu gibi, batınî (iç) temizlik de marifet, ilham gibi manevî rızkın artmasına sebep olur. İşte o zaman kalb mes’ud bir hayat ile yaşar, nefsin kötü sıfatları yok olur. Bu da ancak hakîki cihâdın, neticesinde sağlanır. O halde kim nefis bağından kurtulur, ölümü kendi isteğiyle tercih ederse o, ebediyyen yaşar.
(M. Sâmi Ramazanoğlu, Bakara Sûresi Tefsîri, S. 246)