Mânevi Eğitimin Dört Esası

Mânevi Eğitimin Dört Esası

 Tasavvuf yolunda, mânevî eğitime sabır ve sebatla devam etmek gerekir. Bu hususta sâlik dört hususa büyük dikkat göstermelidir.

  1. Evradlarını büyük bir itina ile gönlü Hakk’a vererek mürşidinin gösterdiği âdâb üzere yapmak.
  2. Mürşid yahut kardeş sohbetlerine devam etmek.
  3. Zamanın icabına göre, kabiliyet ve liyakati ölçüsünde, mü’minlere hatta bütün mahlûkata hizmet etmek.
  4. Halimizi muhafazaya çalışıp, dünya sevgisini nefye (yok etmeye) nefsin arzularına karşı muhalefete, ahlâkî durumumuzun inkişâfına, güzelleşmesine dikkatli olmak mecburiyetindeyiz.

Lüzumundan fazla, gayesiz sebebsiz yorulmakdan ise itidal ve mahviyet üzere bilerek, zekice, en verimli çalışma tarafını tercih etmelidir.

Bu şekilde büyük bir ihlâs ve samimiyet üzere vazifelerimizi ifa edebilirsek Allah Teâlâ ve Tekaddes hazretleri tevfikini refik eder.

*

Abdü’l-Kadir Geylânî -kuddise sirruh- buyurur:

– Ey oğul! Müridlik mertebesinde bulunduğun müddetçe kısmetindeki rızıkları meşrûluk eliyle al. Kazançlarının helâl olup olmadığını şeriat hükümleri ile karşılaşdır. Helâl olduğu takdirde al.

Hâs kişiler ve sıddıklar mertebesine erdiğin zaman kısmetlerini manevî emrin eliyle al.

Rabbına kavuşanlar ve yakın olanlar derecesine ulaştığın zaman ise, Allah Teâlâ ve Tekaddes hazretlerinin emriyle al. Bu mertebede kısmetlerin sana doğru sevkedilir. Amir sana emreder, seni nehyeder, fiil de sende tecellî eder.

*

Alâuddin Attar -kuddise sirruh- buyurur: (Muhammed Pârisâ -kuddise sirruh-’dan)

– Tâlib kendi acz ve bîçareliğini daima mürşid huzurunda mütâla etmelidir. Tâlib bilmelidir ki hedefe erişmek ancak mürşidinin rızasını tahsil etmekle olur. Rıza yolundan başka her tarafın kapalı olduğu talibçe bilinmelidir. Tâlib mürşidinin teveccühünü muhafaza etmedikçe kendi şahsî eser ve kıymetinin hiç olduğunu şuurlaşdırmak borcundadır.

Sâdık tâlib ve sâlik, sâdık irade sahibi olduğu için varlığını mürşidinin varlığında tüketecek olursa artık kendi nefsini arasa da bulamaz ve kendisini her yoklayışında mürşidinin hakikatından başka bir şey göremez.

En büyük düşman olan enâniyet, (benlik) ancak mürşide teslimiyetle bertaraf olur.

Nice benlik sahibleri; mürşidlerine teslimiyetleri nisbetinde Cenâb-ı Hakk’ın izni ile iç âlemleri tasfiye ve tezkiye olmuş, rahata ve huzura kavuşmuşlardır.

Nice ibâdetleri çok olan sâlikler vardır ki, teslimiyetsizlikleri ve o yapdıklarına güvenmeleri dolayısıyle manevîyatdan lâyıkı vechile nasib alamamışlar, işi lâf gürültüsüne boğub, kalıb ve şekil âleminde kalmışlardır. Bu noksanlıkları dolayısıyla bir arpa boyu yol alamamışlardır.

Bu bakımdan:

Eğer, sen senliğinle yeni benlik ve tekebbür ile Hak yoluna girer isen kork.

Eğer sen benliğinden sıyrılarak büyük bir yokluk ve tevazû üzere Hak yoluna ayak bastı isen korkma, buyurulmuştur.

Gene buyurdular:

– Sâlik mürşidinin yanında ve uzağında, daima onun rızasını elde edici yolda yürümeye bakmalıdır.

Tâlib mürşidinin rıza nazarının hangi noktalar üzerinde olduğunu anlamak ve ona göre amellerde bulunmak zorundadır.

Bu iş ise gayet zordur ve derin bir dikkat ve firâsete bağlıdır. Meğer ki Allah’ın yardımı lütfu eksik olmasın...

Bu iş Allah’ın kolaylık verdiğine kolay! Yoksa başarılamayacak kadar çetindir.

Bilhassa zamanımızdaki sâlikler, birinci kademeyi, yani Hak yolunda kendilerinden geçemedikleri için, değil hakikati görmek bir kısmı hizmet hususunda ne yapılması icab ederse onun aksini yapıyorlar ve hizmet etdikleri şahsı çok üzüyorlar.

Sebebi ise anlayışsızlıkları, teslimiyetsizlikleri.

*

Mevlâ’nın seçkin kulları gönülleri mevzuunda son derece dikkatli olup gayret göstererek mevlâyı zikir ve tefekkürle sürekli meşgul olmuşlardır. Böylece Hakk’ın lütfu ile hidayet bulmuşlar, ondan başkasından uzaklaşıb ayrılarak ebediyyen O’nun huzurunda kalmışlardır.

(Musa Topbaş, Tasavvuf ve Marifetullah, s. 41)